Sadece Ortadogu toplumlarına özgü bir durum olup olmadigini netleştirmeye tarih ve sosyoloji bilgim yeterli degil. Bu sekilde düşünmek de stereotiplestirmek gibime geliyor ama düşünmeden de edemiyorum. Kaldı ki bunun genlerden gelen bir durum oldugunu hiç sanmıyorum ama yetiştirmeyle bir alakası olsa gerek. Kafamdaki soru şöyle, cogu zaman isler iyiye gitmeden once bir sure kötüye gider, bu kadari normal olabilir. Ama Ortadoğu’da dibe tam vurmadan cikis yapabilme yeteneği, varsa da hiç gorunur degil…
Dogruysa da neden boyle? Isler kötüye giderken anlasilmasi geç mi oluyor? Anlasilsa da gururu bir tarafa bırakıp toplum veya toplulukca kabul edilmesi mi gecikiyor? Kabul edilse de harekete gecmek mi zor? Harekete gecince hızlı ve efektif bir plan mi uygulanmıyor? Aslında sanırım bu dordunun birden zincirleme olması durumunda dibe vurulabilir sadece. Birinden biri yapılsa en kötüye varmaz durum.
Diger ilginç bir konu da -ornegin- Ortadoğu toplumlarının bataktan bir kahraman vasıtasıyla çıkma aliskanligi. Dibe vurulduğu noktada bir isim etrafında birleşiliyor, isleri buraya getiren ataletin tam tersi bir motivasyon ve kararlılıkla kahraman önderliğinde sonuca ulaşılmaya calisiliyor. Sonucun iyiliği tabii ki şartlara bağlı ama kahramanın yetenekleri de bunda büyük etken. Hatta kahramanların sayısı birden fazla oldugunda motivasyonda bölünmeler olup hedefe varmak gecikebiliyor.
Konuya Turkiye tarafından bakarsak, 32 milletten olusan modern Turkiye vatandaş topluluğu icin kalıtsal ya da sosyal coğrafi indirgeme yapmak mantıklı gelmiyor. Söyle ki çoban/hayvancilik/ciftcilik kültüründe, kuvvetli ve saygıdeğer bir büyüğü, atayı takip etmek belki vardır ve yıllarca imparatorluk bünyesinde kalindigi icin tek adam istegi ve aliskanligi yabancı bir durum degil ama bu durum feodal altyapılı imparatorluk Avrupasi icin de geçerli.
Bir arkadasimin babasi “Medeniyet alinan tedbir miktarıyla ölçülür” derdi. Sanırım bu konunun anahtarı da bu. Gelişmiş ülkelerde sosyal, finansal, hukuki alanlara kotu gidişe karşı kademeli tedbir düzenekleri yerleştirilmiş. Insanlarin ataleti çok onemli olmuyor çünkü sistem indikatorleri takip ediyor ve belli bir esige ulastiginda kendiliğinden tedbirleri devreye sokuyor. Duman dedektörü kullanmak gibi bir nevi. Biz yangını alevleri görünce anlayıp kahraman bir itfaiyeci beklerken, gelişmiş ülkelerde duman dedektörü su spreylerini açıp sonduruyor yangını.
Diyelim ki hepsi zaman meselesi, belki gunumuzun gelişmiş ülkeleri de bir zamanlar bizim gibiydi ama su an icin esas problemimiz ne yazık ki bu kahramanlık kültürünü feci halde seviyor olmamız. Badireler atlatildiktan sonra “Bir dahakine ne yaparsak is buraya gelmeden kurtuluruz?” yerine kahramanlığa ovguler duzup, bir sonraki kahramani bekliyoruz.
Kul dara düşmeyince Hizir yetişmezmiş diyoruz ama dara düşmemeye calismak herkes icin daha iyisi.

