Spor tutkusu

En sık duydugumuz terimlerden biridir Turkiye’de, spor sevgisi, futbol aski, x sehrinde Xspor’a büyük sevgi beslenir vesaire. Büyüme caginda bundan gurur duyar, taraftarligin, dolayisiyla spor sevgisinin ulkemde üst düzeyde oldugunu düşünürdüm. Toplamda 16 sene deplasmanda oynayınca (yurt disinda yaşayınca) gordum ki, tam tersine, biz spor ruhunu çok yanlış anlamısız.

Bizde sevilen, istenilen şey spor klüpleri uzerinden kolay mutluluk tedariği. Takimim kazansın, ben de bedavadan mutlu olayım, sadece yendiğimde ama. Iyi bir mac izlemişim, güzel bir ambiansta bulunmuşum, hiç umrumda degil. Tabela ne diyor, keyfi kederi orası belirliyor…

O yüzdendir göbekli taraftar abilerin maçın 85. dakikasında önüne atilan hızlıca topa yetisemeyen futbolcuya ana avrat sövmesi. Kendisi, degil 10 kilometre, 3 kilometre kosmamis ki hayatında bilsin o dakikada o eforun ne anlama geldigini ve saygısı olsun. Esas garabet burada zaten. Bireysel olarak spora ayrılan zamanın spor muhabbetine ayrılan zamana oranının en düşük olduğu ülkelerden birisi oldugumuzu düşünüyorum. Brezilya’da da futbol hersey demek, ama etrafta insanlar sürekli kosuyor, plajda voleybol, futbol oynuyor, içselleştirmiş. Ya da Uzak Dogu’da spor gundelik hayatin çok icinde olmayabilir ama taraftarlık da o ölçüde geri planda. Bizde yaman bir tutarsızlık var.

Tribunde çok vakit geçirdiğim icin epeyi bir ornekleme yapma şansım oldu. Bir arkadas vardi, yeni transfer edilen bir oyuncunun ilk hareketinde iyi olup olmadigini anladigini iddia ederdi. Top ayagina geldi, yanlış pas mi verdin, bittin! Copsun artık taraftar gözünde. Istatistikmis, uzun vadeymiş, geciniz efendim. O ilk pas bitirdi sizi.

Tabi bu isin kendi kendini dogrulayan bir kismi da var. Spor hayatin icinde olmayınca profesyonel sporun icinde de pek normal hayat olmuyor, sporcular tepki alacaklarını bildikleri icin kendilerini zorlamak yerine tribüne hos görünen garanti islere yöneliyorlar. Medya, bahis kuruluşları taraftarın salt kazanma duygusu uzerine oynuyorlar, çünkü satıyor ve sattırıyor bu yöntem. Teknik direktörler, yoneticiler birbirine giriyor. Bu ortamda centilmen yaklaşım tabii ki is yapmıyor ve yonetici profili de çirkinleşiyor. Boyle bir arka plan varken sporun gelişmesi ve gercek anlamda sürdürebilir sportif basari tabii ki mumkun degil. Olan uluslararasi başarılar da bu ölçüde spora para akitilan bir ülke icin gayet güdük ve fazla övünülecek bir yani yok.

Hatirladigim tek istisna kadın voleybol branşı. Kulup ve milli seviyede sürekli iyiyiz uzun zamandır. Muessese kluplerinin dogru yönetimi bunda ne kadar etkense, kadın voleybolun uzerinde para-medya-taraftar baskisinin olmamasının ayni miktar etkisi oldugunu düşünüyorum.

 

 

Leave a comment