Bence degildir, yani dusmani olma potansiyeli olsa da dusmani olmak zorunda degil. Sanırım asil dusman amansız ticari büyüme kültürü… 20. yuzyilda onceleri sessizce kok salip sonraları mutlak düstur haline gelen ticari büyüme sadece is dunyasinin bir bileseni gibi gözükse de aslında insan hayatinin bir parçası olmuş durumda. Kendi haline birakildiginda insanlar ya da daha onceleri kurumlar “daha iyi” ile mutlu mesut bir sekilde yasıyorlardı, 1960-70’li yıllarda bile. Dünyaya daha az entegre, daha çok lokalize devletler, şirketler icin sabah 7:00’de Cin ile telekonferans, aksam 20:00’de Amerika ile videokonferans derdi yoktu. Metropollerde nüfus bu kadar artmadigi icin isten eve gelmek 1-2 saat almiyordu, aksam 18:00’de evinde olan insanlar nispeten medeni bir yasam icin gereken zamanı bulabiliyorlardı. Hayat baska yönlerden zor muydu, belki evet, ama koşuşturmaca ve ayni surede daha fazla is yapmayı mecbur kılan kültür – internet cagi da henüz baslamadigi icin? – bu kadar ivme kazanmamisti.
Aslinda gunumuz özelinde yukarıda resmetmeye calistigim durum her yerde ayni degil. Turkiye ve Amerikan metropolleri 3 asagi 5 yukarı boyle ama kırsallar gorece daha iyi . Avrupa ise belki de sanayi ve siyasal devrimleri en once gerçekleştirip sindirmeye vakit bulmuş bir coğrafya olduğu icin kentiyle köyüyle çok daha iyi bir yerde. Tabii ki büyüme kültürü oraya da esir almış durumda ama gerek calışma saatleri, gerekse bu kulturun hayatin baska kisimlarina etkileri minimuma indirgenmiş durumda. Avrupa devletlerinin bir cogu halkin temel ihtiyaclarini (barınma, sağlık, eğitim) destek veya karşılama yoluyla sistemdeki baski ve daralmayı azaltmış, “harcanilabilir gelir” insanların isteklerine daha uygun kullanilabilir hale gelmiş.
Bir de büyümenin limitleriyle ilgili sorunlar var. Tam uygunlukta bir benzetme olmasa da aslında yasadigimiz dünya bir “zero sum game” sahnesi olarak görülebilir. Tabii ki üretimde verimlilik artisi ile birlikte kaynakların kullanım bicim ve suresi de artıyor ama sonucta dünyanin kaynakları gercekten de limitli, ne kadar esnetmeye çalısırsak calisalim…
Tum bunları süzecek olursak, insanların ellerindeki iyilerle yetinmeyip hep en iyisine gitmeye calismalari büyüme kültürünün zehirlediği coğrafyalarda çok daha on planda. Çünkü bu hummalı calisma hayatinin dikte ettigi yasam tarzı da giderek daha çok kaynak talep ediyor calisanlardan, ve bunun sonu fasit bir döngü… 70’lerin Turkiye’sinde dogan “yaris ati jenerasyonu” cocuklar simdi büyüdüler ve 40-50 yaslarindalar. Cogunun aklında kucuk bir Ege kasabasına yerleşmek var, belki de “en iyisi” o kucuk kasabadan cikmamakti en basindan itibaren…
